Mehdi(a.s.)’a Zulüm Edilmesi Depremlere Sebep Olur

İdris İlcan profil fotoğrafı
2026-01-02 15:02:00 Yayınlanma

İnsanlık tarihi boyunca deprem, sadece yer kabuğunun hareketi olarak görülmedi. Her büyük sarsıntı, insanın zihninde daha derin bir soruyu da beraberinde getirdi: Bu bize neyi hatırlatıyor? İşte bu noktada, rivayetler ve hadisler, yaşananı anlamlandırma çabasının bir parçası hâline geldi.

Hz. Ali’ye nispet edilen ve Kitâbu’l Cifr’de yer alan şu ifade, yüzyıllardır bu bağlamda okunur:

“Mehdi (a.s)’a ihanet edilince Allah bazı Türk beldelerini depremle yıkar.”

Bu söz, kesin hükümler koymaktan çok, zamanların ağırlaştığı dönemlere dair bir işaret dili olarak değerlendirilmiştir. Çünkü ihanet; sadece bir şahsa değil, adalete, emanete ve hakikate yöneldiğinde, bunun toplumsal karşılıkları da ağır olur.

Bu yaklaşım, bazı sahih hadislerde geçen genel uyarı diliyle de örtüşür. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v), kıyamete yakın zamanlarda zelzelelerin artacağını haber verir:

“Kıyamet yaklaşınca zelzeleler çoğalır.”
(Buhârî, Fiten 25)

Bir başka hadiste ise toplumsal çözülme ile sarsıntılar yan yana anılır:

“Ümmetim içinde yere batmalar, şekil değiştirmeler ve taş yağmaları olacaktır.”
(Tirmizî, Fiten 21)

Bu hadislerde deprem, belirli bir topluma kesin bir suç isnadıyla değil; insanlığın genel gidişatına dair bir uyarı olarak zikredilir. Yani sarsıntılar, sadece yerin altındaki fayların değil, insanın iç dünyasındaki kırılmaların da görünür hâle geldiği zamanları anlatır.

Mehdi anlatıları da tam bu zemin üzerinde yer alır. Zulmün arttığı, adaletin zayıfladığı, emanet duygusunun kaybolduğu dönemler… Depremler bu anlatılarda bir sebep değil; aynı zamanın alametlerinden biri gibidir. Yer sarsılırken, insanın güven duygusu da sarsılır ve hakikate dair sorular daha yüksek sesle sorulmaya başlanır.

Belki de bu yüzden rivayetler, korkutmak için değil; uyandırmak için okunur. Deprem, insana şunu hatırlatır: Kalıcı sandığımız hiçbir şey mutlak değildir. Güç, servet, şehirler… Hepsi bir an içinde anlamını yitirebilir. Geriye kalan ise insanın adaletle, vefayla ve sorumlulukla kurduğu bağdır.

Yer sarsıldığında, mesele sadece binaların sağlamlığı değildir. Asıl mesele, insanın hangi değerlere tutunduğudur. Rivayetler ve hadisler, bu soruyu her çağda yeniden sormak için vardır. Çünkü bazı sarsıntılar toprağı değil, insanı hedef alır; yıkmak için değil, kendine getirmek için.

Yorumlar
En az 10, en fazla 1000 karakter
En az 2, en fazla 50 karakter
B3HBZ
Güvenlik kodunu büyük-küçük harf duyarlılığı olmadan yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yazarlarımız ve Son Makaleleri