Yakup’un Melekle (veya Tanrı’yla) Güreşmesi Olayı İslâm’a Neden Ters Düşer?

İdris İlcan profil fotoğrafı
2026-04-22 13:59:00 Yayınlanma

İslâm inancının temel taşlarından biri tevhid’dir: Allah’ın birliği, eşsizliği, her şeyin üstünde oluşu ve mutlak kudreti. O, yaratılmış hiçbir şeye benzemez, hiçbir fiziksel sınırlamaya tâbi değildir, yorulmaz, incinmez, yenilmez ve hiçbir mahlûkla “güreş” gibi beşerî bir mücadeleye girmez. Bu gerçekler, Kur’ân-ı Kerim’de defalarca vurgulanır.

Tevrat’ın Yaratılış 32:22-32 bölümünde anlatılan “Yakup’un melekle güreşi” olayı ise bu temel inanca doğrudan aykırıdır. Hikâyeye göre Hz. Yakup (a.s.), gece yalnız kaldığı bir yerde bir “adam”la (bazı yorumlara göre melek, bazılarına göre Tanrı’nın kendisi) şafak sökene kadar güreşir. Rakibi Yakup’u yenemeyince uyluk kemiğini incitir. Yakup da “Beni kutsamadıkça bırakmam” der ve sonunda yeni bir isim alır: İsrail (“Tanrı’yla güreşen” veya “Tanrı’yla mücadele eden” anlamında). Yakup olayı “Tanrı’nın yüzünü gördüm ama canım bağışlandı” diye yorumlar.

Bu anlatım, İslâmî açıdan birçok açıdan sorunludur:

Allah’ın Mutlak Kudret ve Yüceliğine Aykırılık
Allah (c.c.), hiçbir yaratılmışla fiziksel bir mücadeleye giremez, yenilemez veya “pes etmek” zorunda kalamaz. Kur’ân’da Allah’ın sıfatları “Kâdir” (her şeye gücü yeten), “Kahhâr” (her şeyi ezen), “Azîz” (yenilmez) ve “Müteâl” (her şeyin üstünde) olarak geçer. Bir peygamberin Allah’la veya O’nun meleğiyle güreşip “yenmek” ya da kutsanmak için zorlamak gibi bir tablo, Allah’ın sonsuz gücünü ve izzetini zedeler. Haşa, Allah’ın bir mahlûkla güreşip uyluk kemiği incitmesi veya “gün ağarıyor, bırak gideyim” demesi gibi ifadeler, O’nu beşerî sınırlılıklara indirger.


Peygamberlerin İsmet Sıfatına Aykırılık
İslâm’da peygamberler ismet (günahsızlık ve masumiyet) sahibidir. Onlar, Allah’a karşı saygısızca bir mücadele içine girmez, O’nu “kutsamadıkça bırakmam” diye sıkıştırmaz. Hz. Yakup (a.s.), Kur’ân’da salih bir peygamber olarak anılır; Tevrat’taki bu tür antropomorfik (insanbiçimci) anlatımlar ise O’nun şanına yakışmaz ve muharref (değiştirilmiş) metinlere işaret eder.


Tevhid ve Tenzih İlkesine Zıtlık
İslâm, Allah’ı her türlü yaratılmış niteliğinden tenzih eder (uzak tutar). O ne uyur, ne yorulur, ne de fiziksel bir bedene sahip olur. Tevrat’taki bu hikâye ise Allah’ı (veya meleğini) insan gibi güreşen, incinen, adını gizleyen bir varlık olarak tasvir eder. Bu tür tasvirler, Yahudi ve Hristiyan gelenekteki antropomorfizm eğiliminin tipik bir örneğidir ve İslâm’ın katı tevhid anlayışıyla bağdaşmaz. Kur’ân, İsrailoğulları’na “Benu İsrail” diye hitap etse de, bu ismin Tevrat’taki “Tanrı’yla güreşen” etimolojisini onaylamaz; aksine, peygamberlerin Allah’a tam teslimiyetini vurgular.
Kur’ân’da Olmayışı ve Sessiz Red


Kur’ân-ı Kerim, Hz. Yakup’tan (a.s.) ve soyundan birçok kez bahseder, ancak bu güreş olayına hiç değinmez. Bu sessizlik, söz konusu kıssanın İslâmî öğretiye uymadığının dolaylı bir göstergesidir. Kur’ân, önceki kitaplardaki tahrif edilmiş unsurları düzeltir veya atlar.
Kısacası, Yakup’un güreş olayı, Tevrat’ın insan eliyle değişime uğradığını gösteren klasik örneklerden biridir. İslâm’da Allah, “Lâ İlâhe İllallah” ile başlayan tevhid inancının merkezindedir: O, hiçbir şeye muhtaç değildir, hiçbir şey O’nu zorlayamaz, hiçbir mahlûk O’na eşit veya rakip konumda olamaz.

Hz. Yakup gibi peygamberlerin gerçek kıssaları, Allah’a teslimiyet, sabır ve tevekkül üzerinedir; güreşip “yenmek” üzerine değil. Bu olay, İslâm’ın Allah tasavvurunu çarpıtan bir anlatım olarak görülür ve müminleri, Kur’ân’ın saf tevhidine daha sıkı sarılmaya davet eder.

Allah Teâlâ’nın şanı her türlü noksanlıktan yücedir.

Yorumlar
En az 10, en fazla 1000 karakter
En az 2, en fazla 50 karakter
ZM668
Güvenlik kodunu büyük-küçük harf duyarlılığı olmadan yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yazarlarımız ve Son Makaleleri