Anlatılır ki, adam Amerika'da yaşıyordu. Sanki suç makinasıydı. Her türlü kanunsuzluk bu adamda vardı. Nihayet ölüme mahkum edildi. Elektrik sandalyesine oturtuldu. Etrafında amir ,memur, doktor onlarca insan vardı. "Son sözün nedir ?"denildi. Adam dedi ki "bana şu anda gösterilen ilgiyi çocukluğumda gösterselerdi ben bugün bu şekilde olmazdım."
Bu hikaye çok etkileyici geldi bana...
Burada anlatılan şey "suç ve ceza" gibi görünse de bu hikaye "sevgi ve ilgi" üzerine bir hikayedir. Burada anlatılan şey, pek çok insanın doğuştan suça meyilli olmadığıdır.
Íhmal, sevgisizlik ve yanlış çevre nedeniyle çocuklar ve gençler suça itiliyor. Çıkarmamız gereken dersler vardır. Çocuklarımıza sevgi ,ilgi ve doğru rehberlik sunmak gerekir. Gençlerin suça yönelmesinde ailenin rolü büyüktür. Gençliğimiz sermayemizdir.Akıllı telefon,
yapay zekâ veya dijital medyanın verdiği bilgi ile çocuklarımızın ve gençlerimizin sosyalleşmesi sağlanamaz. Gençlerimize değerlerimizi aşılamalıyız. Aksi takdirde bugün elimizde olan küçücük bir kartopu, yarın "kardan adam "olarak karşımıza çıkacak.... Küçük görülen problemler çözülmesi zor meseleler haline gelecek.....
İKİNCİ MESELE....
Anlatılır ki Yahya Efendi Kanûni'nin süt kardeşiydi. Büyük bir alimdi .
Yaşça da Kanûni'den büyüktü .
Bir gün Kanûnî Yahya Efendi'ye bir mektup yazarak sordu. "Devletin yıkılmasına sebep olan şey nedir?" dedi. Yahya Efendi bir mektup ile cevap verdi. "neme lazım" dedi. Padişahın canı sıkıldı. "Niçin mektubuma cevap vermedin." deyince, Yahya Efendi "neme lazım" sözü size cevabımdır." dedi.
Sonuç... Şayet bir memlekette "neme lazım düşüncesi" yayılırsa o memlekette önce duraklama başlar ,sonra da işler bozulur ... Evet, bir toplumu çürüten şey sadece kötü insanlar ve yapılan kötü işler değil ,iyi insanların da "Neme lazım" diyerek susmasıdır...Haksızlığı gören görmemezlikten ,kötülüğü gören de suskun olur görmemezlikten gelir ise , sorumluluk taşıyan insanlar da sorumluluktan kaçarlar ise, hep birlikte kaybetmeye devam ederiz.
ÜÇÜNCÜ MESELE...
Denilir ki ; eskiler(yani bizden önceki nesil)"Doğu Klasiklerini" okumayanları mütefekkir yani(düşünen insan) saymazlardı. Bu sebeple Beydabâ'nın Kelile ve Dimne'si, Şeyh Sâdî Şirâzî'nin Bostan ile Gülistan'ı, Mevlana'nın Mesnevi'si ilim irfan ve hikmet ehlinin elinden düşmezdi.... "Kıssadan hisse almak gerekir ."
derler. Okunan yazılar veya manâ dolu ifadeler zihnimizde yer etmeli, bizim duygu ve düşünce dünyamıza tesir etmelidir. Bir Hint masalında anlatılır.
Bir fare vardı. Kediden çok korkardı. Bir sihirbaz ona acıdı .Onu kediye dönüştürdü. Bu sefer kedi köpekten korkmaya başladı. Sihirbaz onu kaplana dönüştürdü, bu sefer avcı'dan korkmaya başladı. Sihirbaz baktı ki huyda değişiklik olmuyor, "tekrar fareye dön, ,sende fare yüreği var "dedi.
Burada anlatılmak istenen şey ve verilmek istenen mesaj oldukça derin.....
İnsanların ev, araba, giyim_ kuşam veya dış görünüşünün değişmesi pek önemli arz etmiyor. Asıl olan insanın karakteri ve zihniyetidir.. Fare kediye de ,kaplana da dönüşse, içindeki duygu ve düşünceler değişmiyor ise fark eden bir şey olmuyor. Gerçek cesaret bedende ya da makamda değil yürektedir... İnsanların dış şartları değişse bile iç dünyası değişmedikçe aynı korkuları yaşamaya devam etmeleri kaçınılmazdır.
Doğruya iyiye, güzel şeylere ulaşmak için el ele vermeli, şahsiyetli karakterli ve diğerlerine sahip fertlerden oluşan bir toplum oluşturmalıyız.
Ne diyelim,,, Görene,
Görene ...
Köre ne,
Köre ne .
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!