MENÜ
Kategoriler

Sonbahar

Her yaprak dökümü bir son gibi görünse de doğa bize her bitişin içinde yeni bir başlangıcın saklı olduğunu hatırlatır.

Mevsim hazan mevsimi… Sonbahar geldi. Günler kısalıyor, geceler uzuyor, güneş eski sıcaklığını yavaş yavaş kaybediyor. Havalar iyiden iyiye serinlerken ağaçlar da yapraklarını birer birer dökmeye başlıyor. Sarının, kahverenginin, kızılın ve turuncunun birbirine karıştığı bu günlerde doğa, adeta bir ressamın fırçasından çıkmış tabloyu andırıyor.

Güz mevsimi de denilen sonbahar, yalnızca bir mevsim değişikliği değildir. Aynı zamanda doğanın kendini yenilemeye hazırladığı, insanın geçmişini gözden geçirip geleceğini düşündüğü özel bir zaman dilimidir. Ağaçlar yapraklarını dökerken toprak sessizliğe bürünür, rüzgâr daha serin eser, gökyüzü kimi zaman gri bulutlarla kaplanır, kimi zaman da sonbahar güneşi insanın içini ısıtan bir tebessüm gibi yüzünü gösterir.

Doğa, baştan sona kendini değiştirmeye ve bir sonraki bahara hazırlanmaya başlar. Adeta uzun bir kış uykusuna hazırlanır. Dallarını yapraklardan arındıran ağaçlar, toprağa düşen tohumlar, sararıp solan otlar ve sessizliğe çekilen bahçeler bize hayatın hiç durmadan devam eden döngüsünü anlatır. Dışarıdan bakıldığında her şey sona eriyormuş gibi görünse de aslında doğa, yeniden yeşermek ve yeniden canlanmak için güç toplamaktadır.

Sonbaharda yürüdüğünüz bir sokakta ayaklarınızın altında çıtırdayan yaprakların sesini hiç dinlediniz mi? O ses, belki de doğanın insanla kurduğu en sessiz ama en anlamlı sohbetlerden biridir.

Bir zamanlar dallarında kuşlara yuva olan, gölgesinde insanları serinleten, baharın gelişini müjdeleyen yapraklar artık toprağa kavuşmaktadır. Her yaprak, yaşanmış bir mevsimin hatırasını taşır. Kimi rüzgârla savrulur, kimi bir ağacın dibine düşer, kimi de yağmur suyuyla toprağa karışır.

İnsan da bazen o yapraklara benzer. Hayatın bir döneminde sımsıkı tutunduğu şeylerden ayrılmak zorunda kalır. Alışkanlıklarını, anılarını, dostluklarını, umutlarını ve kimi zaman da hayallerini geride bırakır. Fakat zaman bize her ayrılığın bir kayıp olmadığını, bazı vedaların yeni başlangıçlara yer açtığını öğretir.

Belki de sonbaharın bize verdiği en büyük ders budur: Bazen yeniden büyüyebilmek için bazı şeyleri geride bırakmak gerekir.

Hazan mevsiminin kendine özgü bir hüznü vardır. Yağmurla ıslanan kaldırımlar, camlara vuran damlalar, akşamın erken çökmesi ve rüzgârın ağaç dallarında çıkardığı sesler insanı ister istemez düşüncelere sürükler.

Bir fincan çayın buharında geçmiş günleri hatırlamak, pencerenin önünde yağmuru seyretmek, eski bir dostu anmak ya da yıllar önce yaşanmış bir hatıranın içinde kaybolmak… Sonbahar, insana kendisiyle baş başa kalma fırsatı verir.

Yazın hareketli günlerinin ardından gelen bu dinginlik, hayatın koşuşturması içinde fark edemediğimiz pek çok şeyi yeniden görmemizi sağlar. Kimin yanımızda olduğunu, hangi sözlerin içimizde iz bıraktığını, hangi hayallerimizin hâlâ bizi beklediğini düşünürüz.

Belki de bu yüzden sonbahar yalnızca doğanın değil, insan ruhunun da mevsimidir. Herkesin içinde sararan bir hatıra, dökülen bir yaprak, sessizce bekleyen bir umut vardır.

Ancak sonbaharın hüznünü yalnızca ayrılıklarla ve kayıplarla açıklamak da doğru değildir. Çünkü bu mevsim, hayatın geçiciliğini hatırlatırken elimizde olanların kıymetini bilmeyi de öğretir. Bugünün güzelliğini yarına ertelememek, sevdiklerimize sevgimizi göstermek ve hayatın küçük mutluluklarına değer vermek gerektiğini hatırlatır.

Sonbaharda ağaçlar yapraklarını döker, çiçekler solar, tarlalar hasadın ardından dinlenmeye bırakılır. Doğanın renkleri yavaş yavaş değişir ve yeşilin yerini sarının farklı tonları alır. Ardından kış gelir; soğuk, yağmur ve kar doğanın üzerine örtülen beyaz bir örtü gibi her yanı sarar.

Fakat hiçbir kış sonsuza kadar sürmez.

Toprağın altında sessizce bekleyen tohumlar, dalların üzerinde baharı bekleyen tomurcuklar ve yeniden canlanmak için güç toplayan kökler vardır. Dışarıdan bakıldığında hayat durmuş gibi görünse de doğanın derinliklerinde yeni bir başlangıcın hazırlığı devam eder.

İnsan hayatı da böyledir. Bazen işler yolunda gitmez, umutlarımız azalır, beklediğimiz kapılar açılmaz. Emek verdiğimiz şeylerin karşılığını alamadığımızı düşünürüz. Kimi zaman da yaşadığımız zorluklar karşısında kendimizi yorgun ve çaresiz hissederiz.

Oysa hayatın her dönemi aynı değildir. Nasıl ki ağaçlar kışın yapraksız kaldıkları hâlde yaşamaya devam ediyorsa insan da zor günlerinde umudunu korumayı bilmelidir.

Bugün yaşadığımız sıkıntılar yarının güzelliklerine engel değildir. Yeter ki sabretmeyi, yeniden başlamayı ve içimizdeki umudu yaşatmayı bilelim.

Zaman, kimseyi beklemeden akıp gidiyor. Daha dün baharın gelişini karşılıyor, yazın sıcak günlerinde serinlik arıyor, akşamları açık havada oturmanın keyfini çıkarıyorduk. Şimdi ise omuzlarımıza bir hırka alıyor, serin rüzgârlardan korunmak için adımlarımızı hızlandırıyoruz.

Mevsimler değişiyor, yıllar geçiyor, insanlar büyüyor ve hayat kendi yolunda ilerliyor.

Çocukluğumuzun sonbaharlarıyla bugünün sonbaharları arasında bile ne kadar çok fark var. Bir zamanlar sokaklarda koşarak topladığımız yapraklar, yağmurdan sonra oluşan su birikintileri, sobanın üzerinde kaynayan çaydanlık ve kış hazırlığı yapan annelerimizin telaşı… Hepsi hafızamızın bir köşesinde saklı duruyor.

Bugün o günleri hatırladığımızda yalnızca bir mevsimi değil, geride bıraktığımız yılları da özlüyoruz. Çünkü zaman geçtikçe insan, bazı şeylerin değerini onları kaybettikten sonra daha iyi anlıyor.

Bu nedenle sonbahar bize sadece doğanın değişimini değil, hayatın kıymetini de anlatıyor. Sevdiklerimizle geçirdiğimiz bir akşamın, içtenlikle söylenen bir sözün, paylaşılan bir lokmanın ve gönülden edilen bir sohbetin ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor.

Şimdi hazan mevsimindeyiz. Ağaçlar yapraklarını döküyor, havalar soğuyor, doğa kendini uzun bir dinlenme dönemine hazırlıyor. Önümüzde yağmurlu günler, soğuk geceler ve belki de karla örtülecek sokaklar var.

Fakat bütün bunların ardından yeniden bahar gelecek.

Dallar yeniden yeşerecek, toprak yeniden canlanacak, çiçekler açacak ve kuşların sesi sokakları dolduracak. Bugün sessizliğe bürünen doğa, yarın yeniden hayatın en güzel renkleriyle karşımıza çıkacak.

İnsan da hayatın hazan mevsimlerinde bunu unutmamalı. Her ayrılığın ardından yeni karşılaşmaların, her karanlığın ardından aydınlığın, her zorluğun ardından yeni fırsatların gelebileceğini bilmeli.

Belki bugün içimizde bir hüzün var. Belki geride bıraktığımız günleri özlüyor, gerçekleşmeyen hayallerimizi düşünüyor ya da geleceğin belirsizliğinden endişe duyuyoruz. Ama unutmamalıyız ki hayat, tıpkı doğa gibi sürekli değişiyor.

Hiçbir mevsim sonsuza kadar sürmüyor. Ne yazın sıcaklığı kalıcı ne de kışın soğuğu… Sonbaharın dökülen yaprakları bile bir gün toprağa karışarak yeni hayatların filizlenmesine katkı sağlıyor.

Öyleyse hazan mevsiminin hüznüne kapılıp umudumuzu kaybetmeyelim. Dökülen yapraklara bakarken bitişleri değil, yeni başlangıçları da görelim. Serin rüzgârların arasında içimizi ısıtan güzellikleri fark edelim. Sevdiklerimize daha sık sarılalım, dostlarımızı arayalım, kırgınlıklarımızı onarmaya çalışalım ve hayatın bize sunduğu güzellikleri ertelemeden yaşayalım.

Çünkü sonbahar bize sessizce şunu söylüyor:

Bazen hayat, yeniden yeşerebilmek için yapraklarını dökmeyi göze almaktır.

Ve unutmayalım; her hazanın ardından bir bahar, her karanlığın ardından bir aydınlık, her bitişin ardından yeni bir başlangıç vardır.

Hazan mevsiminin hepimize huzur, sağlık, sabır ve umut getirmesi dileğiyle…

Sonbaharınız güzel, gönlünüz bahar olsun.

İlk yorumu sen yap
Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan www.beyazbelge.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!