İKİ DEFA DAHA DEĞİŞTİRİN
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin
Nerede bir Yunus türbesi görsem ayaklarımdan önce gönlüm gider bir hoşluk sarar içimi. Bir yakın dosta varır gibi giderim yanına. Belki de yukarıda Yunus sözlerinin sıcaklığı çeker beni. Halleşiriz, dertleşiriz. Hasret gideririz mısralarında. Çünkü ölmek sıradan insanlar için. O sıradan değil! Garip, yalnız ve yalın.
Ete kemiğe büründüm
Yunus diye göründüm
Dünyaya gelişini üstüne elbise giymek gibi görmüş. Günü gelince de teslim etmiş. Neyi? O elbiseyi… Üstündeki görünen şeyin günü gelince çıkarılacak bir elbise olduğunu lisan-ı hal ile anlatmış bize …
Memleketimizin birçok yerinde Yunus Emre türbesi vardır. İhsaniye’nin Döğer kasabasında Emre gölünün kenarında, Sandıklı’da, Isparta Gönen’de… Gerçek mezarı nerededir? Bu bir keramet midir? Yoksa onun insanımız tarafından çok sevilmesinden midir? Bilinmez. Var olan bir şey varsa şiirleridir. Yedi asırdır şair sıfatlı birçok insan gelip göçmüş ama bizim Yunus hala aramızda. Hiç gitmemiş gibi. Çoğu ilahileşmiş sözleriyle dokunur durur gönüllerimize.
Yunus öldükten iki yüz yıl sonra dünyaya geldiği söylenen Molla Kasım oturmuş bir gölün kenarına almış eline Yunus divanını okumaya başlamış. Duyduğu, bildiği Yunus ile şiirlerdeki Yunus farklı gelmiş ona. “Aşk şarabı içmekten, mest olmaktan, güzelden, güzellikten” bahseden sözleri anlayamamış. Bin tanesini göle savurmuş, bin tanesini de havaya fırlatmış.
“Allah Allah! Bir de Yunus için Allah dostu derler. Şu söylediği sözlere bak! Yakışır mı böyle sözler etmek bir Hak dostuna!” diyerek okumaya devam etmiş ama iki mısra ile irkilir ve gelir kendine…
Yunus sözün eğri büğrü söyleme
Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir
Anlamıştır ama iş işten geçmiştir. Derler ki! Molla Kasım’ın havaya fırlattığı bin şiir gökteki mahlukların, göle fırlattığı bin şiir sudaki mahlukların, geriye kalan bin şiir de biz insanların nasibiymiş!” Doğrusunu Allah bilir tabi. Bizim bildiğimiz Yunus, asırlardır şiirleriyle aramızda dolaşır durur.
Seksenli yılların sonunda yolumuz Eskişehir’in Mihallıçık ilçesine bağlı Sarıköy beldesine düştü. Burada bir Yunus Emre türbesinin var olduğunu duyar da gitmez miyiz? Koşa koşa gittik. Türbenin yanına bir müze yapmışlar. Görevlisi de var. Birbirine yakın üç adet mezar. En eskisinden başlayarak türbeyi gezdirdi ve anlattı bildiklerini:
“Demiryolu yapılırken raylar türbenin üzerinden geçmiş. Harabe halindeki türbenin üzerine raylar gündüz döşeniyor, işçiler sabah geldiklerinde rayların sağa sola fırlatıldığını görüyorlar. Raylar yine döşeniyor ama ertesi gün yine fırlatılmış. Köyün ileri gelenlerinden biri ‘burada Yunus Emre Hazretlerinin türbesi var, rayları buradan geçirmeyin!’ diyerek uyarmış yetkilileri. Bunun üzerine raylar türbenin etrafından geçirilmiş.
Zamanla demiryolu tamamlanmış ve trenler işlemeye başlamış. Yunus Emre Hazretleri köyde birkaç kişinin rüyasına girmiş ve ‘Ben burada rahatsız oluyorum benim mezarımı iki defa daha değiştirin!’ demiş. Aynı rüyanın birkaç kişi tarafından görülmesi üzerine devlet yetkililerine haber verilmiş. 1947 yılında devletimizin görevlendirdiği bir heyetle, orada yaşayan köylülerle ve nasıl toplandıkları belli olmayan etraftan gelen binlerce insanın katılımıyla mezar açılmış.
Görülen manzara olağanüstüdür. Bu duruma bizzat şahit olan yaşlıların söylediğine göre Yunus Emre’nin kefeninin bozulmadığı, etlerinin dökülmediği görülmüş. Naaş dikkatle ve dinî usullere uygun olarak yeniden kefenlenmiş, tabuta konulmuş ve binlerce kişinin katıldığı törenle yaklaşık elli metre ileride yapılan yeni bir mezara defnedilmiş.
Köylünün gördüğü rüyada Yunus Emre hazretleri tarafından söylendiği ifade edilen bir söz vardır: “Birinci mezarımda yatmam, ikinci mezarımda kalmam, üçüncü mezarımdan kalkmam!” Bu söz işaret kabul edilmiş ve anma töreni yapılan alanın yeniden düzenlenmesi de düşünülerek az ileriye üstü Selçuklu kümbetine benzetilen sekiz direk üzere yeni bir mezar yapılmış ve hazretin naaşı son defa bu mezara 1970 yılında bugünkü yerine nakledilmiştir.”
Müze görevlisinin bize aktardığı bir ayrıntı: Yunus Emre’nin bedeni artık ilk mezardaki gibi değildir. Etler dökülmüş, bütünlük bozulmuştur. Burada da alınacak ibretler vardır efendim. İlk mezarda keşfedilmiş, ikinciye aktarılmış. Üçüncü mezara nakledilirken de “İşte ben de sizin gibi toprağa karıştım. Aslıma döndüm. Bâkî olan Allah’tır.” mesajı verilmiş.
Açıklamaları görevliden dinledikten sonra üçüncü mezarın karşısındaki banka oturduk. Bir yaşını yeni geçmiş, henüz yürümeye başlamamış olan kızımı dizlerimin önünde yüzü türbeye dönük bir şekilde ayakta dikiltip kendi haline bıraktım. O an bizim için unutulmaz bir hadise gerçekleşti. Kızım ilk defa türbeye doğru yedi sekiz adım attı ve ondan sonraki günlerde yürümeyi pekiştirdi.
Yunus öldü diye sela verirler
Ölen hayvan imiş âşıklar ölmez
Ne kadar doğru söylemiş. Ölen beden, aşıklar ölür mü? Yüzyıllardır yaşıyor dillerde ve gönüllerde arı ve duru Türkçesiyle. Yunus’un her bir sözü hikmet dolu. Kur’an’ın nuruyla nurlanmış, Peygamber Efendimizin yolunun yolcusu olmuş. Sözleri bize ışık olmuş.
Rabbim cümlemizi Yunus gibi salihlerle beraber eylesin! Kalın sağlıcakla.