Yazmamaya karar verdiğim ama için için içimi yiyen 12 Eylül'ü de hatırlatan iç dünyamı dışa yansıtan yeni bir cumartesi yazısını yazmamak için direnip, gün boyu tüm hırsımla tuşlarını okşadığım bilgisayarımın benden beter yorulup, donduğu bir cumartesiyi pazara bağlayan saatin 03.02'ye geldiğini görünce Marmara Depremini yaşayan iç dünyamın daralmasını atlatmak için aynı gün kaç kez balkona çıkıp, kaç paketi tükettiğime bakıyordum.
Ve gün boyu yaktıkça hızla tükenen sigaranın dumanlarının arasında yazdığım, yazdıkça yenilerinin geldiğini gördüğüm haberlerimi ve bir volkan gibi dışarıya yazı olarak fışkırmak isteyen ve cunta darbesi yetmez bu yaşıma gelene kadar onca darbelerle karşılaşan iç dünyamdakileri bıraktıklarım gibi bir kenara not edip, bırakıp, günün yazısına geçiyordum.
Ve iç dünyanın baskısını atlatmak için en iyisi dış dünya da yaşananlara bakmak deyip, bilgisayarı donduran ve yenisinin açılmasını beklemekten günün 2, 3 saatimi tüketen onca sayfa yetmezmiş gibi açtığım yeni sayfalarla, internet üzerinden okyanuslara kırık, dökük ve su alan bir kayık misali yelken açıp, sörf yapıyordum.
Çünkü iç dünyamdaki gibi,ülkenin iç gündemi de, hiç bir sorun, sıkıntı yokmuş, yaşanmış, yaşananlar çok önemli değilmiş gibi A haberli, pembe bakışlı, 3 pardon 4 maymunlu ve 'bebek bakıyorum' diyen kırmızlı kızın dadılarının duyarsızlıkları ve yeni kurtlar bulma keyifleri beni bir hayli yorduğu gibi, geriyordu.
Ve birlerinin açıldığı o okyanuslara sanal ortam üzerinde sörf yaparken gözüme ilk çarpan haber,, bir kralın öldüğü, bir şeyhinde Almanya gibi yerlerde süründüğü (!) ve onu da bizim emekliler ve iş dünyasından beter ekonomik sıkıntı yaşadığından olacak ki otel dolandırdığı haberleri idi..
Yani 3 yaşındayken tahta çıkarak dünyanın en genç hükümdarı unvanını alan Uganda Tooro Kralı Oyo Nyimba Kabamba Iguru Rukidi IV, 34 yaşında hayatını kaybettiği, ardından binlerce kişinin katıldığı 6 kilometrelik yas yürüyüşüyle son yolculuğuna uğurlandığı ve 31 yıl tahtta kalan kralın ardından, saray gizli aşkından olan evladın ve vasiyet iddialarıyla çalkalanıyormuş..
Vay be benden beter şansızı olan ama ben fakirden daha zengin yetmedi kral olan Oyo Nyimba Kabamba Iguru Rukidi IV genç yaşında hayata göz yummuş.. Halbuki 'Çok yaşa' denilen kralların Irak üzerinde sürpriz bir baskına uğrayan Arabistan kralı gibi bir hayli uzun yaşadığını biliyorduk..
Yazık olmuş deyip geçtiğim bu havuz medyalı haberin hemen ardından bu kez, dünyanın siyasal ve de parasal asıl kralların olduğu İngiltere'nin Londra kentinde bulunan dünyaca ünlü lüks otellerinden The Dorchester, Katarlı kraliyet ailesi mensubu Şeyh Nasser bin Abdullah al-Thani’ye 458 Bin Sterlinlik ödemediğini ve kaçtığını okuyordum.
Yetmedi şu bizim Ardahan'ın profesyonel futbol liglerinden olan Bölgesel Amatör Liginde bulamadığı 750 lira için tepe takla Amatöre düşerken, belediyesi, Beşiktaş futbol kulübü başkanı ve valiyle birlikte yön tabelası kırık Beşiktaş köyüne giden türkücü belediye başkanından aşağı kalmayıp, belediyenin milyonluk arsalarını satan, işi de, İlçesi ya da mahallesiymiş gibi Erzurum Büyükşehir Belediyesine devireden Göle Belediye sporun para ve futbolcu bulamadığından Ziraat Türkiye Kupasına katılıp, katılmayacağı konuşulurken şu bizim tv kanalı olan ama etliye, sütlüye dokumayıp et yiyemediklerinden yakınan izleyicilere MasterChef Türkiye aracılığı ile ekranlarını mutfağa çeviren Acun Ilıcalı'nın sahibi olduğu Hull City, deplasmanda Chelsea ile 2-2 berabere kalarak 8 puana yükseldiğini okuyordum..
Saray'a gidip, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanını ziyaret eden Yavaşlı, bizim şu yoksul Ardahan'ın başkanları gibi parsel parsel Ankara'yı sattığını Arınçlı İç gündemi es geçip, Irak Kürdistan'ın da silahları yakan PKK'nın bu kez sarı bölgesinden vazgeçtiği Suriye'de silah bırakmaya hazırlandığı haberini ve diğer haberleri okumaya başlamıştım ki sanki benim ne yazdığımı hissetmiş gibi penceremden baktığım yolda önce bir kadının 'yapma' diye bağırdığını, ardından bir aracın başka bir araca mı yoksa birlerinin tekmelemesiyle mi çıkardığı hurdaya dönen saç sesleri yetmez gibi silahların patladığını duyuyordum.
Beni yeniden iç gündeme çeken olayın bir hayli büyük bir olay olduğunu uzaktan da olsa hissedip, bir vatandaş olarak Acil Durun numarasını yani 112'yi arayıp, Beşiktaş'ın futbol kulübünün simgesi olan heykel kara kartalın dikildiği Hoçvan Beşiktaş köyünde değil, şu an bulunduğum İstanbul Kartal'da ki polisi bağlamasını istiyordum.
Ama gelin görün ki kaç kez yazdığım ve yanlış bir işlem olduğunu anlatamadığım 112'eki görevli patlayan silah seslerini benimle birlikte duymasına rağmen polisi bağlamıyor, polise tekrarlayacağım adresi, yeri, olayın büyük, küçüklüğünü, olay mahallinin yerini metre ile ölçmemi istercesine sorular soruyor, zaman kayıp ettiriyordu..
Ki; Daha önceki denememler gibi bu kez de öylede oldu..
Çünkü, polis bağlanana kadar kaçan, kaçmıştı..
Gerçekten, 155'i, Ambulansı direk aramaktansa arayanı şu valiye, kaymakama, belediye başkanına derdini anlatmak için giden vatandaş 'Ne diyeceksen bana de' diyerek sorgulayan ardından görüşmek istenenle vatandaşı görüştürmeyen ve hak ile devlete köprü olacağına uzaklaştıran 'Özel Kalem'ler gibi sorguya tutup, zaman kayıp ettiren 112'ye ne gerek var ve neden araya girer.. Yoksa kadro açmak için mi?..'
Bilmem ama bana ve sorulursa nüfusun 90 milyonun 'gerek yok' diyeceği 112 sorgulayıcıları adı üzerinde 'acil ihbarı geciktiriyor' denerek son verilmelidir' deyip, sanal dünya üzerinden gerçek dünya ya yeniden am bu kez youtube aracılığı açılıyorum..
'Yeni Parti'ye Yargıtay şoku! Saray'dan Yavaş'a 'özel hat'. Cübbeli için düğmeye basıldı.. Atı alanın değil, kuyruğu bağlanan Üsküdar mitingi.. gibi başlıklı ama ülke içerisin de değil, öyle
ya da böyle dışarıya gitmek zorunda kalmış meslektaşların video haberlerini izleyerek, yazmaya devam ederken saatin 03.02 Marmara Depremini ve Çıldır Gölünü bana hatırlatan bir eski fotoğrafa rastlayıp, 'Çıldır değil, eski Darıca' notuyla haber yapmak için kayıt ediyorum..
Çünkü, şu bizin Ardahanlıların yanı başında trenlerin gelip, geçtiğinden bi haber Çıldır gölünde özlemini çektiğimiz o görüntülerin yıllar önce Darıca sahilinde çekildiğini görünce, 'kırık, dökükte olsa keşke bu manzara bizim adı anılmayan Aktaş'a komşu olan Çıldır gölünde de olsaydı, bizde yanı başına gidip, okyanuslar gibi dalgalı olmasa da o sert dalgalı gölü izleseydim' diyor ve ezan okunmak üzereyken, dün diktatör dedikleri ve ölen krala bugün ağlayanların 6 kilo metre uzunluğunda bir kuyruk oluşturup, 'Kral öldü yaşasın yeni Kral' dediklerini hatırlayıp, Cumartesiyi pazara, pazarı da sabaha bağlayan bugünkü yazıma da son noktayı koyuyordum..
YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Bu metin, gazeteci Fakir Yılmaz’ın uzun yıllardır sürdürdüğü köşe yazısı geleneğinin bir parçası olarak, hem kişisel iç dünyasını hem de küresel ve yerel gelişmeleri harmanladığı bir anlatıdır. Yazıda, Uganda Kralı’nın ölümü ve Katarlı bir şeyhin otel borcu gibi uluslararası magazinel haberler, yazarın kendi yaşamındaki ekonomik ve siyasi gözlemleriyle iç içe geçmektedir. Ardahan ve Göle gibi yerel bölgelerin spor ve belediyecilik sorunlarına değinilirken, aynı zamanda Türkiye'nin güncel siyasi atmosferi ve toplumsal duyarsızlıklar eleştirel bir dille sorgulanmaktadır. Yazar, İstanbul Kartal'da tanık olduğu bir asayiş olayından yola çıkarak 112 acil servis sisteminin işleyişini ve bürokratik engelleri sert bir şekilde eleştirir. Sonuç olarak makale, "Kral öldü, yaşasın yeni kral" ifadesi üzerinden güç odaklarının değişimine ve toplumun bu durumlara verdiği tepkilere yönelik sitem dolu bir bakış sunmaktadır. Tüm bu unsurlar, geçmişteki darbe anıları ve deprem travmalarının gölgesinde, uykusuz bir gecenin sabahında yazıya dökülmüştür.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!