Siyaset bazen insana çok şey öğretir.
Kimin gerçekten inandığı davanın peşinden gittiğini, kimin ise şartlara göre yön değiştirdiğini zaman gösterir.
Hele ki sandık…
Sandık, siyasetin en büyük terazisidir. Vatandaşın hafızası vardır. Bugün alkışlayan, yarın hesap sorabilir. Bugün yanında görünen, yarın arkasını dönebilir. Ama seçmenin verdiği oy, kolay kolay unutulmaz.
Afyonkarahisar siyasetinde son yıllarda yaşananlar da bunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak karşımızda duruyor.
Burcu Köksal…
Üç dönem CHP'den milletvekili seçildi. Ardından 31 Mart yerel seçimlerinde CHP'nin adayı olarak Afyonkarahisar Belediye Başkanlığı koltuğuna oturdu.
Şimdi burada dürüst olalım.
Burcu Köksal'ın belediye başkanı seçilmesinin arkasında yalnızca CHP'nin başarısı mı vardı?
Bence hayır.
O seçimde vatandaşın ciddi bir ekonomik tepkisi vardı.
Emeklinin maaşı yetmiyordu.
Dar gelirlinin mutfağı yanıyordu.
Akaryakıt fiyatları vatandaşın belini büküyordu.
Market alışverişi her geçen gün daha pahalı hale geliyordu.
İnsanların alım gücü ciddi şekilde düşüyordu.
Sandık başına giden vatandaşın önemli bir bölümü, belki de “Bu kez bir de CHP'yi deneyelim” düşüncesiyle hareket etti.
Yani o seçimde sadece Burcu Köksal'a değil, aynı zamanda mevcut ekonomik tabloya da oy verildi.
Bunun altını özellikle çizmek gerekiyor.
Çünkü siyasetçinin en büyük yanılgısı, aldığı her oyu kendisine verilmiş sınırsız bir kredi olarak görmesidir.
Oysa vatandaş bazen adaya değil, değişime oy verir.
“Baba ocağı” nerede kaldı?
Burcu Köksal, CHP'de siyaset yaptığı yıllar boyunca partisinin en bilinen isimlerinden biriydi.
CHP'nin kürsülerinde konuştu.
CHP'nin bayrağı altında seçimlere girdi.
CHP'den milletvekili seçildi.
CHP'nin oylarıyla belediye başkanı oldu.
Hatta CHP ile ilgili yaptığı açıklamalarda “Burası benim baba ocağım” anlayışını sık sık ortaya koydu.
Hani o meşhur söz vardır:
“Beni kapıdan kovsalar bacadan girerim.”
İşte siyaset tam da burada insanın karşısına bir soru çıkarıyor:
Baba ocağı dediğiniz yerden bir gün çıkıp başka bir siyasi kapıya giderseniz, dün söyledikleriniz bugün ne anlam ifade eder?
Elbette herkes parti değiştirebilir.
Siyasette bunun önünde hukuken bir engel yoktur.
Ama mesele hukuk değil.
Mesele siyasi etik.
Mesele tutarlılık.
Mesele dün söyledikleriniz ile bugün yaptıklarınız arasındaki mesafe.
Bir anda her şey değişti!
Son dönemde Burcu Köksal'ın siyasi çizgisindeki değişim kamuoyunun dikkatinden kaçmadı.
CHP'de yıllarca siyaset yapan, CHP'den üç dönem milletvekili seçilen ve CHP'nin adayı olarak belediye başkanlığı koltuğuna oturan Köksal'ın bugün AK Parti saflarında siyaset yapması, elbette siyasi açıdan tartışılacaktır.
Üstelik dün ağır eleştiriler yönelttiği siyasi isimlerle bugün aynı fotoğraf karesinde bulunması da doğal olarak kamuoyunda “Siyasette dün yok mu?” sorusunu beraberinde getiriyor.
Dün birbirine laf söyleyenler bugün yan yana.
Dün birbirini eleştirenler bugün aynı safta.
Dün siyasi rakip olanlar bugün aynı masada.
Siyaset budur denilebilir.
Ama vatandaş da sorar:
“Peki dün söyledikleriniz ne olacak?”
İşte burada mesele başlıyor.
Çünkü siyasette parti değiştirmek mümkündür ama hafıza değiştirmek mümkün değildir.
Vatandaş dün ne söylediğinizi de hatırlar.
Bugün ne yaptığınızı da görür.
Bukelamun bile bu kadar renk değiştirmiyor!
Burada biraz da ironi yapalım…
Siyasette renk değiştirmek mümkündür ama bu kadar hızlı renk değiştirince insanın aklına ister istemez “Bu kadar da olmaz” dedirten görüntüler geliyor.
Dün CHP'nin en ön saflarında…
Bugün AK Parti'nin en ön saflarında…
Üstelik öyle bir görüntü veriliyor ki, dışarıdan bakan biri 25 yıllık AK Parti mensubu sanabilir.
İşte tam da burada “Siyasi hafıza” devreye giriyor.
Çünkü mesele sadece hangi partiye geçtiğiniz değildir.
Mesele, o partiye geçerken dün söylediklerinizden hangilerini geride bıraktığınızdır.
Benim siyaset anlayışımda bir insanın partisinden ayrılması problem değildir.
Fikir değiştirmek de problem değildir.
Ama dün göklere çıkardığınız ilkeleri, bugün siyasi hesabınıza göre yere bırakırsanız, vatandaşın kafasında soru işareti oluşur.
Peki ya size oy verenler?
Asıl mesele bence burada.
31 Mart'ta Burcu Köksal'a oy veren insanların önemli bir bölümü CHP'ye oy verdi.
Bir bölümü ekonomik sıkıntılara tepki gösterdi.
Bir bölümü değişim istedi.
Bir bölümü de yıllardır iktidara karşı duyduğu rahatsızlığı sandığa taşıdı.
Ama sonuçta ortaya çıkan tablo şuydu:
Burcu Köksal, CHP'nin adayı olarak Afyonkarahisar Belediye Başkanı seçildi.
Şimdi o seçmenin karşısına geçip “Ben artık başka bir siyasi partinin mensubuyum” demek elbette demokratik bir tercihtir.
Fakat siyasi açıdan şu sorunun sorulmasına da kimse kızmamalı:
“Peki bize ne oldu?”
Çünkü seçmenin verdiği oy sadece bir kişiye verilmiş oy değildir.
O oyun arkasında bir siyasi tercih vardır.
Bir güven vardır.
Bir beklenti vardır.
Bir umut vardır.
Siyasetçi o güveni istediği zaman cebinden çıkarıp istediği zaman başka bir siyasi kimliğin cebine koyamaz.
Belediye başkanlığı makamı kimsenin tapulu malı değildir
Burcu Köksal'ın yaklaşık iki buçuk yıllık belediye başkanlığı döneminde vatandaşların en fazla konuştuğu konulardan birinin de belediyeye ulaşabilmek olduğu yönünde eleştiriler var.
Özellikle bazı vatandaşların belediye başkanından randevu almakta zorlandıkları, bazı kesimlere daha kolay ulaşım sağlanırken bazı vatandaşların geri planda kaldığını düşündükleri yönünde şikâyetler kamuoyunda dile getiriliyor.
Eğer bir belediye başkanı, kendisine oy veren vatandaşın tamamını kucaklamak istiyorsa, kapısını herkese açık tutmak zorundadır.
Belediye başkanlığı makamı bir siyasi parti ilçe başkanlığı makamı değildir.
Belediye başkanlığı makamı bir “yakınlar kulübü” hiç değildir.
O makamın kapısından;
CHP'li de girer,
AK Partili de girer,
MHP'li de girer,
İYİ Partili de girer,
hiçbir partiye oy vermeyen vatandaş da girer.
Çünkü belediye başkanı seçildikten sonra artık sadece kendisine oy verenlerin değil, bütün şehrin belediye başkanıdır.
Eğer vatandaş gerçekten randevu almakta zorlanıyorsa, bunun cevabını belediye yönetimi vermelidir.
“Bana ulaşmak isteyen ulaşır” anlayışı değil, “Vatandaş bana nasıl ulaşabilir?” anlayışı hâkim olmalıdır.
Sosyal medyada alkışlayanlar yarın sandıkta olmayabilir
Siyasetçilerin çevresinde her dönem bir alkış korosu vardır.
Ne yaparsanız yapın alkışlarlar.
Ne söylerseniz söyleyin “Doğru söylüyorsun başkanım” derler.
Yanlış yaparsanız yanlışınızı söylemezler.
Çünkü onların derdi çoğu zaman siyasetçinin doğrusu değil, kendi konumlarını korumaktır.
Ama sandıkta durum farklıdır.
Sandıkta alkış yoktur.
Fotoğraf yoktur.
Makam odası yoktur.
Yanınızda oturanlar yoktur.
Sadece vatandaş vardır.
Ve vatandaşın elinde mühür vardır.
İşte o mühür, yıllar boyunca yaşananların hesabını tek tek sorabilir.
Vatandaşın kara kaplı defteri vardır
Burcu Hanım…
Siyasette bugün çok güçlü görünebilirsiniz.
Bugün etrafınız insanlarla dolu olabilir.
Bugün telefonunuz hiç susmayabilir.
Bugün makamınızda sizi ziyaret etmek isteyenler sıraya girebilir.
Bugün yeni siyasi yolunuzda önünüz açık görünebilir.
Ama unutmayın:
Koltuklar baki değildir.
Bu şehir nice belediye başkanları gördü.
Nice milletvekilleri gördü.
Nice güçlü isimlerin bir anda siyasetin dışına itildiğine şahit oldu.
Dün “Ben olmazsam bu iş yürümez” denilen insanlar bugün siyasetin hafızasında sadece bir isim olarak kaldı.
Çünkü siyasetçinin gerçek patronu siyasi parti değildir.
Gerçek patron millettir.
Vatandaş isterse sizi o koltuğa oturtur.
İsterse bir sonraki seçimde o koltuktan indirir.
Feriştah olsanız ne fayda?
Burada mesele artık hangi partiye geçtiğinizden daha büyük.
İster CHP'de kalın…
İster AK Parti'ye geçin…
İster başka bir siyasi oluşumda yer alın…
İsterseniz yarın bambaşka bir siyasi kimlikle karşımıza çıkın.
Vatandaşın hafızasını değiştiremezsiniz.
Dün söyledikleriniz kayıtlarda.
Dün eleştirdikleriniz ortada.
Dün savunduklarınız belli.
Bugün yaptıklarınız da herkesin gözünün önünde.
O nedenle bundan sonra ağzınızla kuş tutsanız bile bazı vatandaşların kafasındaki soru işaretlerini silmek kolay olmayabilir.
Çünkü vatandaş artık sadece söze değil, tutarlılığa bakıyor.
Sadece konuşmaya değil, geçmişe bakıyor.
Sadece bugüne değil, düne de bakıyor.
Ve en önemlisi…
Sandık günü geldiğinde hepsini hatırlıyor.
Son sözüm şu:
Siyasette parti değiştirmek mümkündür.
Ama vatandaşın güvenini değiştirmek o kadar kolay değildir.
Bugün “Ben artık buradayım” diyebilirsiniz.
Bugün yeni siyasi yol arkadaşlarınızla fotoğraf verebilirsiniz.
Bugün dün kavga ettiğiniz insanlarla aynı masaya oturabilirsiniz.
Bunların hepsi sizin tercihinizdir.
Ama unutmayın…
Vatandaşın da tercihi vardır.
Ve o tercih sandıkta ortaya çıkar.
O gün ne makam kalır ne makam aracı…
Ne alkışlayanlar kalır ne fotoğraf çektirenler…
Ne siyasi dostluklar kalır ne de makam odasının kapısındaki kalabalık.
Geriye sadece vatandaşın vicdanı ve sandıktaki tercihi kalır.
Benim kanaatim şu:
Koltuk kimseye baki değil.
Bugün güçlü görünen yarın olmayabilir.
Bugün alkışlanan yarın eleştirilebilir.
Bugün “vazgeçilmez” sanılan yarın unutulabilir.
Çünkü siyaset böyledir.
Ve Afyonkarahisar seçmeni de olan biteni izliyor.
Kim ne yaptı, kim ne söyledi, kim nereden nereye geldi…
Hepsi vatandaşın hafızasında.
Sandık günü geldiğinde ise bu hafıza konuşur.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!